Doç. Dr. Taşpınar, "Her yıl atık plastiklerin neden olduğu 100 bin deniz hayvanı ölüyor

..

Düzce Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü tarafından, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü kutlamak ve global çevresel sorunları ile çözüm önerilerini paylaşmak üzere “Dünya Çevre Gününü” etkinliği düzenlendi. 
 
 Etkinliğin ilk sunumunu gerçekleştiren Doç. Dr. Fatih Taşpınar, dünya üzerindeki plastik kullanımına ve bununla mücadelenin önemine dikkat çekerek, “2018 yılı 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün” ana konusunun “Plastik Kirliliğinin Üstesinden Gelmek” olarak belirlendiğini ifade etti.
  
 
 Doğal çevrenin atmosfer, su ve toprak ana unsurlarından oluştuğunu belirten Doç. Dr. Taşpınar, tüm canlıların yaşadığı bu ortamların aynı zamanda birçok katı, sıvı ve gaz kirleticinin bırakıldığı/atıldığı/gömüldüğü alıcı ortamlar olduğunu dile getirdi. 
 
“Bir ürünü almadan ve atmadan önce bir kere daha düşünmeliyiz” diyen Taşpınar, plastik malzemeler ve kullanımları hakkında bilgiler verdi. Plastik kirliliğinin boyutu ve oluşan plastik atıkların miktarı konusunda da katılımcıları bilgilendiren Doç. Dr. Taşpınar, “Günümüze dek geriye kazanılan hariç 8,3 milyar ton plastik üretilmiş ve 6,3 milyar ton plastik atık ortaya çıkmış. Bu atığın yüzde 9’u geriye kazanılmış; yüzde 12’si yakılmış; kalan yüzde 79’u ise doğal çevrede ve çöp toplama alanında biriktirilmiştir” dedi. 
 
 
“Her yıl atık plastiklerin neden olduğu 100 bin deniz hayvanı ölüyor” 
 
 Sunumunda sayılarla küresel plastik kirliliğini ifade eden Taşpınar,  “Her yıl 5 trilyona kadar plastik poşet kullanılıyor. Okyanuslara her yıl 13 milyon ton plastik ulaşıyor. Her yıl plastik üretiminde 17 milyon varil petrol kullanılıyor. Her dakika 1 milyon plastik şişe satın alınıyor. Her yıl atık plastiklerin neden olduğu 100 bin deniz hayvanı ölüyor. Plastikler en az 100 yılda çevrede bozulabiliyor. Şişelenmiş suların yüzde 90’ında plastik parçacıklar bulunmakta ve musluk sularının da yüzde 83’ü plastik parçacıkları içermektedir. Tüketici plastiklerinin yüzde 50'si tek kullanımlıktır (kullan-at şeklinde) ve insan kaynaklı atıkların tümünün yüzde 10'u plastiktir” şeklinde konuştu. 
 
“70’li yıllardan sonra plastik kullanımı arttı”
 
 Ülkemizde plastik üretimi ve kullanımından da bahseden Doç. Dr. Fatih Taşpınar, 1950’de ülkemizde 1,5 milyon ton olan plastik üretiminin 1970’den sonra patladığını ve son 25 yılda üçe katlanarak 2016’da 335 milyon tona ulaştığına dikkat çekti. Plastik sanayicilerinin vakfı olan PAGEV’e göre ülkemizde yılda 10 milyon ton civarı plastik üretildiğini ve üretim değerinin de yaklaşık 36 milyar dolar olduğunu söyleyen Taşpınar, bu verilere göre ülkemizin, plastik üretimi büyüklüğünde dünyada 7. ve Avrupa’da 2. olduğunu kaydetti. 
 
 
 
Plastik ambalajdaki ürünler insan sağlığını tehdit ediyor 
 
Plastiklerin yönetiminde Birleşmiş Milletler raporuna göre, bu alanda yanlış yönetim sergileyen ve içinde ABD gibi ülkelerin olduğu ilk 20 ülke arasında olduğumuzu söyleyen Doç. Dr. Fatih Taşpınar, birçok plastiğin içerdiği dietilheksil ftalat (DEHP) ve kimyasal Bisphenol-A (BPA)’nın, gıda ambalajlarında gibi beslenme gereçlerinde kullanılması ve bunların ısıya maruz kalması halinde DEHEP’lerin vücuda geçtiğini belirtti. 
Bunların insan sağlığına birçok olumsuz etkilerinin olduğunu ifade eden Taşpınar, başta kromozom yapılarımız, üreme sağlımız olmak üzere, beyin ve nörolojik bozukluklar, kanser, kardiovasküler sistem bozuklukları ve erken gelişme gibi sağlık problemlerine yol açtığını sözlerine ekledi.
 
  Çevremiz ve sağlığımızın korunması için yapılması gerekenlere de değinen Doç. Dr. Fatih Taşpınar, “Bireysel ve kurumsal olarak 5R kuralını yaşama geçirmeliyiz: reuse (tekrar kullan), recycle (geri kazan), reduce (azalt –alternatiflerini kullan), refuse (reddet – tercih etme), remove (gider, ortadan kaldır). Plastik ürünler için bu ilkeler yaşama geçirilmelidir. Sağlıklı yaşam ve doğal kaynakların yaşanabilir ve sürdürülebilir şekilde korunması için atıkların geri kazanılması ve çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda tüketim sonucu oluşan plastik, cam, metal, kağıt ve karton gibi ambalaj atıklarının oluştukları yerlerde diğer atıklardan ayrı olarak biriktirilmesi, bu konuda eğitim verilmesi ve bilinçlendirme çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Ayrıca işleyen bir geri kazanım sistemi de oluşturulmalıdır” diye konuştu. 
 
 
“Plastik üretimi ve tüketimi hava kirliliğine neden oluyor” 
 
Programın diğer konuşmacısı Dr. Öğr. Üyesi Zehra Bozkurt, “5 Haziran Dünya Çevre Günü” sunumunda hava kirliliğinin nedenleri, canlılara etkileri ve çözüm yolları hakkında katılımcıları bilgilendirdi. Plastik üretimi ve tüketiminin insan sağlığını olumsuz olarak etkilediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Bozkurt, “Her gün yaklaşık 20 bin litre hava soluyoruz. Soluduğumuz hava, yaşam kaynağı olun oksijenle beraber hava kirleticileri de ciğerlerimize taşır. Bu nedenle hava kirliliği insan sağlığı ile yakından ilişkili bir kirlilik türüdür. Ayrıca başta iklim değişikliği ve asit yağışları olmak üzere pek çok önemli çevre sorununa yol açmaktadır. Atmosfere salınan kirletici gazlarının ve partiküllerin belirli miktar ve sürede havada bulunarak; atmosferin doğal bileşimini değiştirmesi, insana, bitkiye ve hayvanlara zarar vermesi hava kirliliği olarak tanımlanır. Bir bölgede hava kirliliğinin oluşabilmesi için kirletici kaynaklarının varlığı, topoğrafik yapının ve meteorolojik koşulların uygunluğu gereklidir” dedi. 
Hava kirliliğinin en önemli sonuçlarını; sera etkisi-küresel ısınma, asit yağmurları, görüş mesafesinin azalması, ozon tabakasının zarar görmesi ve canlılara olumsuz sağlık etkileri şeklinde açıklayan Bozkurt, alınabilecek önlemler hakkında da bilgiler verdi.
 
 
Plastik üretimine karşı önlemler alınmalı 
 
Bu önlemleri acil/alarm önlemleri ve kısa vadeli önlemler şeklinde ikiye ayıran Bozkurt, acil/alarm önlemlerini; sanayide kısıtlama-sınırlama, evsel ısıtmada kısıtlama-sınırlama, ulaştırmada kısıtlama- sınırlama, risk gruplarının hareketlerinde kısıtlama, hastanelerde hazırlıklı olma şeklinde açıkladı.  
Kısa vadeli önlemlerin ise; evlerin ısıtmasında kaliteli yakıt kullanma, ısıtma araçlarının bakımı ve kullanıcıların eğitimi, sanayide kaliteli yakıt kullanma, sanayi atık gaz ve toz kontrolünün sağlanması, ısı elde etme araçlarının bakımı ve bunları kullananların eğitimi, araçların bakım onarımı, sürücülerin eğitimi ve egzoz gazı kontrolü olduğunu belirtti. Bozkurt, uzun vadeli önlemleri ise kentlerin planlanması, kirletici kaynakların kent dışına taşınması, toplu ulaşım araçlarına geçiş, ev ve sanayide fosil yakıtlar yerine temiz yakıtlı enerji kaynaklarına geçiş olarak ifade etti. 
 
“Sadece çevre mühendislerin değil herkesin sorunu” 
Dr. Öğr. Üyesi Murat Solak ise yaptığı sunumunda, Dünya Çevre Gününün Birleşmiş Milletler tarafından 5 Haziran 1972 yılında İsveç'in Başkenti Stockholm de 133 ülkenin katılımıyla ilan edildiğini belirterek, çevre konusunun sadece Çevre Mühendisliği mesleği ile doğrudan ilgilenenlerin değil, bütün meslek dalları ile entegre olarak işlenmesi gerektiğini vurguladı. Su kaynaklarının korunması amacıyla geliştirilen su kirliliği kontrol teknolojileri hakkında katılımcıları bilgilendiren Solak, Çevre Mühendisliği Bölümünde su alanında yürütülen çalışmalar hakkında yaptığı açıklamasıyla sunumunu sonlandırdı. 
 
“Sürdürülebilir bir hayat için sanayi devrimiyle başlayan tek boyutlu ekonomik düşünceye son” 
 Sürdürülebilirlik ve Mühendislik Alanında Yeni Yaklaşımlar başlıklı çalışmasıyla programın son sunumunu gerçekleştiren Arş. Gör. Dr. Ergün Güngör, sanayi devriminden itibaren günümüze kadar uzanan süreç içerisindeki ekonomi odaklı tek boyutlu bir gelişimin vurgulandığını belirterek, sürdürülebilir bir kalkınma için bunu değişmesi gerektiği dile getirdi.  
 Sosyal ve çevre boyutlarının da ekonomik boyuta entegre edilerek düşünme ve yaklaşımların bu yönde değişmesi gerektiğinin altını çizen Güngör, günümüzde sürdürülebilirlik konusunun sadece Çevre Mühendisliği müfredatında değil, bütün mühendislik ve ilgili diğer anabilim dallarında aktarılması gerektiğini, hatta bu eğitimin üniversite öncesi okul hayatında başlayarak üniversitede en üst seviyeye çıkması gerektiğini belirtti. Endüstri devriminden beri süregelen al-yap-at yaklaşımının geçerliliğini yitirdiğine işaret eden Güngör, sınırlı kaynakları olan bir gezegende ancak ve ancak sirküler (döngüsel) bir ekonomi ile sürdürülebilirlik yolunda ilerlenebileceğine vurgu yaparak sunumunu tamamladı. 
Programın kapanış konuşmasında, etkinlikte emeği geçenlere ve katılımcılara teşekkür eden Düzce Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlyas Uygur, “Çevre eğitimi ailede başlar. Plastik kullanımı ve tüketim toplumunun hastalıklarından kurtulmak gerekli, Avrupa’da ve bazı gelişmiş ülkelerde plastik, cam ve kâğıt atıklara uygulanan depozito uygulamasının ne kadar etkili ve başarılı olduğu görmekteyiz. Bu ve benzer uygulamaların da ülkemizde biran önce hayata geçirilmesi gerekli. Bu güne istinaden Dünya Çevre Günü’müz kutlu olsun” dedi.  
                     

Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz ?

  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0
DÜZCE HAVA DURUMU