Karakter Boyutu :
HÜLYA İŞCAN

BELEDİYE BAŞKANLARINI RAHAT BIRAKIN!

16 Mayıs 2014 - 17:33

 

Yerel seçimleri geride bırakalı 40 günü geçti. Ancak gel gör ki belediye başkanlarına yapılan “hayırlı olsun” ziyaretlerinin sonu gelmek bilmiyor…

 

Her gün mesai saatleri içerisinde onlarca ziyaretçiyi kabul etmek durumunda kalan belediye başkanları, bir türlü kolları sıvayıp çalışmaya başlayamıyor…

 

Özellikle bazı belediye başkanlarının makam odası her gün tebrik etmeye gelen onlarca insanın adeta istilasına uğruyor…

 

Nezaketi elden bırakmamak ve de “Seçim bitti, bize artık ihtiyacın kalmadı” gibi düşüncelere mahal vermemek adına misafirlerini ağırlamaktan imtina etmeyen belediye başkanları, bir yandan da projelerine başlayamamanın sıkıntısını yaşıyor…

 

Esasen ziyaretlerin gerekliliğini, maksadını ve samimiyetini de tam olarak anlayıp, mantığını  kavrayamamışımdır. Başkanların rahat bırakılmaları gerektiğine  ve  hizmetlerine engel olan bu faaliyetlerin çok  lüzumlu olmadığına inananlardan biriyim.

 

Sahi, başkanlar neden ziyaret edilir? Ya da edilmeli mi? Buna gerek var mı? Bu bir zaruret mi? Olmalı mı, olmamalı mı? Veya, doğru bir gelenek mi?

 Bu konuyu irdeleyelim:

 

 Öncelikle, seçimi kazanan başkanlar ,kazanmasaydı ya da atanmasaydı ziyaret edilecekler miydi? Kaybedenler ziyaret ediliyor, günlerce kapılarında kuyruk olunuyor mu? Halihazır da kazanan başkanlar, ‘’kaybeden olsalardı’’, aynı aşk ve iştiyakla ziyaret edilecek, günlerce ofislerinde meşgul edilecekler miydi?

Bu güne kadar kaybedenlerin ziyaret edildiğini, kapılarında yığılmalar olduğunu duymadık ve görmedik. Keşke görebilsek, şahit olabilseydik.

 O halde, kaybettiğinde kapısına gidilmeyen aynı adamlar, kazandığında neden ziyaret ediliyor?

 O zaman akla şu soru geliyor? ‘’Adam’’ değil de ‘’makam’’ mı ziyaret ediliyor? Yani, makama, ünvana, şan ve şöhrete, güç ve kuvvete, yetkiye, etkiye, kısaca, eline maddi ve manevi birçok imkanların,  kullanım sorumluluğu ve  yetkisi  verilen ‘’sıfatlara’’ mı gidiliyor?

 Yakınlık, samimiyet, çevre, bağ ve bağlantı kurularak, yarınlara  ortam ve imkan mı hazırlanıyor? ‘’Bir işimiz düşebilir’’ düşüncesi mi egemen oluyor?

 Öyle ya, kaybedilseydi yanına gidilmeyecek, ofisleri, gelen giden ile dolmayacaktı. Adam, aynı adam olmasına rağmen!!!

Tamamen iyi niyetlerle, dost ve kardeşliğin gereği olarak, hiçbir beklenti olmadan, tamamen sevgi ve kardeşliğe dayalı olarak veya adet gereği ziyaret edenler yok mu? Elbette vardır. Belki de önemli bir bölümü bu kapsamdadır. Hüsnü zan esastır ve en başa bunu koymak gerektir.

Belediye başkanları, bir şehrin, ilin, bölgenin ya da ülkenin,  yüz binlerce insanın, bilumum canlı ve cansız varlıkların hamallığını, hizmetini, hizmet sorumluluğunu ve bunun dünyevi ve uhrevi hesap ve vebalini omuzlamış, sırtına, her iki alemini mahvedebilecek dev bir yük almış bulunuyor. Kan ter içinde kalacak, beli bükülecek, burnu yere değecek, uykuları kaçacak, özel hayatından ve ailesinden mahrum kalacak, sadece ailesinden sorumlu iken, yüz binlerin ve milyonların mesuliyetini omuzlayacak!              

Böyle bir yükün altındaki insana  ancak; ‘’ geçmiş olsun, Allah kurtarsın, Allah yardımcın olsun, Allah bu yükü taşıma gücü ve kuvveti nasip etsin, Allah şaşırtmasın, utandırmasın, mahcup etmesin, sağlık ve sıhhat versin, dayanma gücü, sabır nasip etsin, dökeceğin terler ahretini mamur eylesin, üzülme, korkma, inşallah altından alnının akıyla kalkarsın’’ denebilir, denmeli. Hayranlıkla ve imrenerek değil, acıyarak bakmalı değil mi? ‘’Vay haline’’ diye kalpten geçmez mi?

 Binlerce ton yükün altındaki insana,  kan ter içinde inim inim inlerken ya da inleyecekken; ‘’hayırlı olsun, ne güzel oldu, başardın, zafere erdin, ne mutlu sana, gözün aydın, yükseldin, büyük bir makama erdin, rakiplerini devirdin,  tebrik ederiz, emrinizdeyiz’’ denmez herhalde, denmemeli de.

 Çünkü  kazanmakla; yükün altına girme yetkisi aldı. Başarıp başarmayacağı daha sonra, zafer; belirlenen sürenin sonunda belli olacak. O zaman tebrik edilebilir ve ‘başardın, zafere erdin’ denebilir. Dev yükün altındaki insana; ‘’gözün aydın, tebrik ederiz’’ demek, durumuna ters bir hitap değil mi?

 Esasen  kaybedene, vekalet verilmeyene; ‘’gözün aydın, ne mutlu sana, kurtuldun, Allah acıdı sana, özgürlüğe ve rahata erdin, hadi geçmiş olsun’’ denmeli değil mi?

Bir diğer konuda, tam tersi, seçilenlerin;  halkı, yani  seçenleri-seçmeni ziyaret etmesidir.

 Zira, seçen ASIL,seçilen ise VEKİLDİR. Millet;  belirli hizmetleri, hamallığı yapsın diye ona vekalet vermiş, kendi adına bu işleri yürütmesi için vekil tayin etmiştir. Başkan, mebus, bakan yapmıştır.

  O halde, ASIL vekili değil, VEKİL asılı ziyaret eder, etmeli. Yani, günümüzde olanın tersi olmalı. Hizmete devam ederken, işleri aksatmadan ve zaman buldukça, seçilenler halkı ziyaret edecek, seçtikleri için teşekkür edecek, yardım ve dua talep edecek, vekaleti hakkıyla yerine getireceğini ziyaretlerde beyan edecek, talepleri alacak, istek ve şikayetleri dinleyecektir. Vekil, asılın ayağına gidecektir.

 Bütün bunlara rağmen, hala mevcut sistem devam edecek, ille de ziyaret edilecekse, hiç olmazsa ziyaretler mesai saati dışında, akşam ve hafta sonları yapılmalı, hizmetkarlar hizmetten alıkonulmamalı, kıymetli vakitleri heder edilmemelidir. Ya da, telefon ile yetinilmeli, günlerce makam meşgul edilmemeli, ‘’bir görüneyim ve fotoğraf çektireyim’’diye, kıymetli vakitleri alınmamalıdır.

 Görev süresi bitip, makamdan ayrıldıktan sonra, bir selamı bile çok görenleri, bir daha arayıp  sormayanları ve  bu akıbeti hep gördük!

 

  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz ?

DÜZCE HAVA DURUMU