Karakter Boyutu :
Yrd.Doç.Dr.Fevzi Er

SANAYİSİZ BÜYÜME OLMAZ

20 Nisan 2015 - 17:54

Yard.Doç.Dr.Fevzi Er

fevzier@dogruakademikdanismanlik.com

Ekonomik büyüme üretimin artmasını ifade eder ve para yaratımında artışa bağlıdır. Enflasyon oranı, faiz oranı, Dolar/TL.arasındaki ilişki borsa endeksi, cari açık, bütçe açığı, işsizlik oranı, kişi başına düşüne milli gelir, büyüme oranı ve dış bor gibi unsurlar ekonominin belirleyicileridir. Sanayici yatırım yaparken ekonominin unsurlarını dikkate alarak yatırım yapar. 1980’li yılların başından itibaren Türkiye’de uygulanan para ve ekonomik politikalar nedeniyle 2001 yılında yaşanan krizden en çok sanayiciler etkilendi. Ekonomik Krizden çıkmak için 14 Nisan 2001 tarihinde ‘’Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" uygulandı. Bu program para piyasalarının işleyişini düzene sokarak sanayiciyi cesaretlendirdi ve Türkiye ekonomisi toparlanma sürecine girdi.

11 Eylül 2001 saldırı olayından sonra ABD Merkez Bankası’nın izlediği ekonomik politikalara bağlı olarak uluslararası piyasalarda dolar bollaştı ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri 2008 krizine kadar çok hızlı büyüdü ve işletmeler uluslararası rekabet yarışına girdiler. Türkiye bu yarışa güçlü ekonomiye geçiş programı ile girdi ve 2006 yılına kadar güçlü ekonomik programını uygulamayı devam ettirdi ve başarılı da oldu. Bu dönemde düşük faiz oranı ile giren dolara dayalı kredi ve teşviklerden işletmeler de yararlandı. Ancak 2008 sonrasındaki para bolluğunu doğru yatırımlar yerine tüketimi arttırmak ve üretime katkısı olmayan türden yatırımlarda kullanıldığı için sermaye malı üretimine yatırım yapılamadı. Bu yönde ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası’nın uyguladığı kuru baskılayıcı politikalar sonucu dış ticaret açığı büyüyerek cari açık arttı. Bu politikalar nedeniyle oluşan enflasyon oranındaki artış Dolar ile Türk lirası arasındaki faiz dengesi Türk lirası lehine geliştirerek Türk Lirası aşırı ölçüde değerlendi.

2002 yılından sonra Türk Lirası faiz oranlarının düşürme olanağı olmasına karşın izlenen para politikalar portföy yatırımcılarına fırsatlar yarattı ve borsa sürekli yükselmeyi sürdürdü. Bu yöndeki gelişmeler borsa 100 endeksi 2002 yılı sonunda 10.370 iken 2013 yılı Mayıs ayında 90.000 seviyesine çıkardı ve tarihi zirve yaptı. Bu süreçte Türkiye ekonomisinde finansal sektör ön plana çıktı, sanayi sektörü hep ikinci planda kaldı. Bu fırsatı iyi değerlendiren yabancılar doları bozdurup hisse senetleri alarak hisse senetlerin değerini arttırıp doların değerini düşürdüler, belli aralıklarla hisse senetlerini satıp dolar alarak doların değerin arttırıp hisse senetlerinin değerini düşürdüler. Bu döngüde yerli şirketlerin karlılıkları düşme eğilimine girerken yabancı yatırımcılar doğrudan yatırımlar ile portföy yatırımlarından elde ettikleri karları yurt dışına transfer ettiler.

2002 yılında %1 'in altında olan cari açık oranı 2014 yılı sonu itibariyle bu oran %7,9 oldu. İhracat artmasına karşın Türk Lirasının değerli olması nedeniyle ithalata bağlı üretim arttı ve cari açık oranı hızlı bir biçimde büyüdü ve 2011 sonunda bu oran % 10'na çıktı. 2014 yılından itibaren izlenen ekonomi politikalarına bağlı olarak Dolar artınca ithalat azalmaya başladı ve cari açık oranındaki artış düşme eğilimine girdi. 2014 yılı sonunda Dolar kuru 2,2230 Türk Lirasına yükseldi ve Türk Lirası %17 değer kaybetti. Cari açık düşmeyi sürdürmesine karşın ekonomi ve para piyasasındaki belirsizlikler nedeniyle 15 Nisan 2015 tarihinde Dolar kuru 2,6891 TL.’ye yükseldi ve Türk Lirası %20 değer kaybetmeyi sürdürdü. Dolar geçmiş yıllardaki kayıplarını kapatırken Dolarla borçlanan ve borçları sürekli artan sanayici ithalata bağlı olarak üretimden dolayı üretimi azalıyor ekonomi de küçülüyor.

Üretimin büyümesini ifade eden ekonomik büyüme işletmeleri büyümeye iten temel etkendir. Ekonominin büyümesi işletmelerin karlılığını arttırıcı etki yaparak istihdamı artırır ve gelir dağılımını etkin kılar. Bu yöndeki ekonomi ve para politikaları işletmeler için önem taşımaktadır. On iki yılda üretimin verimliliğini arttıracak ekonomik politikaları uygulamaya koymak yerine reel sektöre sürekli teşvik verildi. Teşvik alan reel sektör verimliliği arttırıcı teknik yöntemleri geliştirmeden ithalata yönelip 100 liralık sermaye malı üretmek için 47 liralık ithal malı kullanarak dışa bağımlı hale geldi ve kaliteli üretime geçemedi. Bunun sonucu olarak 2002’de sanayinin milli gelirdeki payı%28 iken 2014 yılı sonunda %21’ geriledi. Hangi ürünlerin Türkiye’de üretileceği, hangi ürünlerin Türk şirketlerince yurt dışında üretileceğine ilişkin analiz yapılıp reel sanayici bu yönde yönlendirilemediği için uygulanan ekonomik politikalar olumlu sonuç vermedi. Ekonomi yönetimi ekonomik gelişmeleri izleyip sanayiciyi yeterince bilgilendiremediği için yatırımcılar doğru yerde ve doğru zamanda üretimle ilgili karar vermede zorlandılar ve üretim tekniklerini geliştirmede geciktiler. Bunun sonucunda girdi maliyetleri arttı ve bu artışı satış fiyatlarına yansıtamayan reel sektörün karı sürekli düştü. Diğer yandan enflasyonu kontrol altında tutmak amacıyla iç tüketimin azaltılmasına yönelik alınan önlenmeler de üretimin düşmesine neden oldu. Zor durumda kalan işletmeler yüksek faiz ile borç para bularak üretimini sürdürmeye gayret ediyor. Bu süreçte sanayicilerle yaptığımız görüşmelerde, bankaların uzun vadeli kredileri geri çağırdığını veya faizi arttırmak için görüşme taleplerinin olduğunu ifade etmektedirler. Açıklanan son ekonomik iyileştirme paketi de aradan geçen zaman içerisinde üretime yönelik somut bir ilerleme sağlayamamıştır.

Türkiye ekonomisi dış piyasalara bağımlı, dış kaynak ihtiyacı fazla, yerli tasarruflar yeterli değil, finansal piyasalara yabancılar hakim ve yabancıların alıp satmasıyla piyasalar oluşuyor. Büyüme yavaşlıyor, üç yıldır özel sektör yatırımları azalıyor, verimlilik düşüyor, ihracatta azalma var, dolar bazında ithalat düşme sürecine girmesine karşın enflasyon artıyor. Bu yönde ekonominin yapısal dönüşümü ve dış etkenler özel sektör üzerinde rekabet etkisinin hızını arttırarak riskler yaratmaya devam ediyor. Borçlanarak büyüme, cari açık ve işsizlik sorunlarının giderilememesi izlenen ekonomi ve para politikalarının doğru olmadığını gösteriyor. Bu politikalar birtakım riskleri de beraberinde getirmiştir. Bu yönde büyüme ve üretim artışının izlenen ekonomik politikalarla doğrudan ilişkisi vardır. Daha fazla riskler oluşmadan sanayicinin hangi tedbirleri alması gerektiği konusunda ekonomi yönetiminin izleyeceği politikaların netlik kazanması başta reel sektör olmak üzere herkesi rahatlatacaktır. Bu yönde doğru adımlar atılmadığı takdirde yatırımlar durma noktasına gelir, büyüme daha da azalır, enflasyon yükselir ve kapanan işletmelerin sayısı artar.

Türkiye’nin vasat büyüme ortamından çıkması ve tüm olumsuz ekonomi büyüme göstergelerini olumluya çevirip verimliliğe dayalı kaliteli büyümesi için yeni büyüme modeline ihtiyacı vardır. Bu modelin odağında üretim ve yatırımı verimli kılacak sanayinin olması gerekiyor. Çünkü kaliteli büyüme sanayinin büyümesi ile gerçekleşebilir. Sanayi büyümesi sürdürülebilir ve kalıcı hale gelmediği takdirde oluşacak riskler yeni ekonomik krizlere neden olabilir. Türkiye yeni ekonomik krizler yaşamaması için işletmelerin rekabetçilik ve verimlilik kriterlerine dayalı teşvik ve destekleri içeren yapısal ekonomik reformlarla atılım sürecine geçmek zorundadır. Sonuç olarak finans ağırlıklı büyüme yerine yenilikçi ve kaliteli üretim yapan sanayi ile büyümeliyiz.

  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz ?

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Tüm Yazılarını Göster
DÜZCE HAVA DURUMU