Karakter Boyutu :
Yrd.Doç.Dr.Fevzi Er

2000’Lİ YILLARIN BAŞINDAN BUGÜNE EKONOMİMİZ

12 Ocak 2017 - 09:57

2001 yılı sonunda yüzde 68,5 olan enflasyon oranı, 14 Nisan 2001 tarihinde uygulanan‘’Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" ile 2002 yılı sonunda yüzde 29,6’ya ve bu programın uygulanmasının sürdürülmesi ile 2006 yılı sonunda enflasyon oranı ise yüzde 9,6'ya inmişti.

11 Eylül olayından sonra ABD Merkez Bankası’nın (FED) izlediği ekonomik politika ile dolar büyük oranda bollaştı. 2008 krizine kadar ekonomide büyümeler yaşandı. Özellikle gelişmekte olan ülkeler çok hızlı büyüdü. Bu dolar bolluğundan ülkemiz de payını aldı ve sıfıra yakın faiz oranı ile dolar ülkemize bol miktarda geldi. Kurun artmasını engelleyici politikaları uygulayan Merkez Bankası cari açığı büyüttü. Bu nedenle enflasyon oranındaki artış dolar kuruna faiz olarak yansımadı ve Türk Lirası aşırı ölçüde değerlendi. Bu izlenen politikalarla borsa 100 endeksi 2002 yılı sonunda 10.370 iken 90.000 seviyelerine çıkarak tarihinde en yüksek düzeye ulaştı.

O günlerde faiz oranlarını düşürme imkanlarının olmasına karşın izlenen ekonomik ve para politikaları portföy yatırımcılarına cazip fırsatlar yaratarak şirket değeri arttı ve borsa sürekli yükseldi. İzlenen bu politikalar sonucunda fırsatı iyi değerlendiren yabancılar doları bozdurup büyük miktarlarda hisse senetleri almışlardır. Bu döngü sürekli borçlanarak cari açık ile ekonomiyi büyümeye zorlamıştır. İhracatın artmasına karşın Türk Lirasının değerli olması nedeniyle ithalata bağlı cari açık oranı sürekli olarak arttı. Dolar kuru 2004 yılı sonunda 1.34TL. iken 2016 Kasım dolar kuru 3.50 TL.’ye yükseldi ve Türk Lirası ocak 2016’da bu yana % 24 değer kaybetti.

2004 yılı sonunda %10,2 olan işsizlik oranı,2016 Ekim sonunda %10,7 oldu. 2004 yılında kişi başına düşen gelir 3 bin 500 USD iken 2015 yılı sonunda 9 bin 240 dolar oldu. Bu artış Türk Lirasının değerli olması nedeniyle dolar cinsinden olması gerekenden fazla çıkmaktadır. On dört yıllık ortalama büyüme %4,9 önceki yılların ortalama büyümesi %5,3 olduğu noktasından bakıldığında bu büyüme oranıyla kişi başına düşen gelirde bir sorun olduğu görülüyor. Çünkü %4,9 oranındaki büyüme kişi başına düşen geliri bu düzeye çıkarması olanaksızdır. Bu artış Türk lirası ile dolar arasındaki dengede kur artışını baskılayan likidite koşulları ve Merkez Bankası’nın izlediği para politikalarından kaynaklanmıştır. Dolar ile Türk Lirası arasındaki ilişki piyasa koşullarına uygun gelişseydi bu gün kişi başına düşen gelir 8 bin dolar dolayında olabilirdi.

On dört yılda 65 milyar dolar özelleştirme geliri olmasına karşın, Türkiye’nin dış borcu 2002 yılı sonu itibariyle 129 milyar dolar iken 2016 Ekim ayı yılı sonunda 411,5 milyar dolara çıkmıştır. Dış borcun artması özel sektör kaynaklı olup, bu sürede Merkez Bankası verilerine göre özel sektörün döviz varlıkları 100,2 milyar dolar, döviz yükümlülükleri ise 310,8 miyar dolar ve net dolar borcu 210,6 milyar dolardır. Dolar yükseldikçe enflasyon artıyor ve özel sektörün borç ödemeleri zorlaşıyor.

Bu artışa karşın 2011 yılında özel sektör 140 milyar dolar yatırım yaparken Ekim 2016 yılı sonu itibariyle 114 milyar dolara gerilemiştir. Kamu iç borç toplamı ise 2016 Ekim ayında 485,7 milyar lira olmuştur. 2011 yılında dış borcun gayri safi milli hasıla içindeki payı %57 iken bugün bu oran %59’a çıkmıştır. Dolar cinsinden borç artarken gayri milli hasıla düşmektedir. Geldiğimiz noktada dışarıdan borç alıp vatandaşı borçlandırarak ekonomiyi büyütme dönemi bitmiştir. Bu nedenle ekonomimiz hızla dış taleple sürdürülebilir büyümeye yönelmelidir. Bunun için de doların enflasyonu artırmadan serbest piyasaya uygun olarak dolar bazında ücretlerin gelirlerin altında kalacak biçimde dengelenmesi ve bu dengenin sürdürülebilir olması gerekiyor. Bu yönde ücret fiyat ilişkisi iyi dengelenirse enflasyon artmaz. Çünkü Türk lirası devalüasyon baskısı altında olmayacaktır.

Ülkemizin son on yılda düşük kaliteli üretime dayalı ve ortalama %3 büyümesi nedeniyle büyüme ile verimlilik artışı arasında denge sağlanamamıştır. Verimlilik artışı olmayınca cari açık devam ediyor,

işsizlik azalmıyor ve enflasyon düşmüyor. Doların artmaya devam etmesi ve benzinin litresinin %15 artması birçok malın fiyatına önümüzdeki aylarda yansıyacaktır. Dolardaki iniş ve çıkışlar özel sektörde endişe yaratıyor. Bu yönde birçok özel sektör, dolardaki yükselişi 2017 Ocak ayında satış fiyatlarına yansıtmak zorunda kalacaktır. Dolardaki bu dalgalanmalar ise özel sektörün sağlıklı maliyet yapılanmasını engellemektedir.

Enflasyon oranı, faiz oranı, doların Türk lirası ile olan ilişkisi, borsa endeksi, cari açık, bütçe açığı, işsizlik oranı, kişi başına düşen milli gelir, işsizlik oranı, kişi, büyüme oranı ve dış borç gibi unsurlar ekonominin belirleyicileridir. Bu belirleyicilerin baskısı altında borçlanarak Türk ekonomisi krizlere karşı dayanıklılık gösterdi. Ancak politik belirsizlik, turizm gelirindeki düşüş, şirketlerin borçluluğu, dış piyasalara bağımlılık, dış kaynak ihtiyacının fazla olması, yerli tasarrufların yeterli olmaması, finansal piyasalara yabancıların hakim olması, yabancıların alıp satmasıyla piyasaların oluşması, büyümenin yavaşlaması, ihracatın azalması, dolar bazında ithalatın düşme sürecine girmesi, enflasyon rakamlarının risk yaratmaya devam etmesi gibi sebeplerden dolayı daha fazla riskler oluşmadan önlem almanın önemi bugün daha fazla ihtiyaç haline geldiğini görmek ve ekonomik reformları tamamlayıp 2017 yılına girmek başta özel sektör olmak üzere herkesi rahatlatacaktır.

  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz ?

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Tüm Yazılarını Göster
DÜZCE HAVA DURUMU