Türkiye Gazetesi’ndeki köşe yazısında sosyal güvenlik sistemini değerlendiren uzman isim, düşük emekli maaşlarının temel nedeninin 1999 ve 2008 yıllarında yapılan sosyal güvenlik reformları olduğunu belirtti.
Karakaş’a göre her iki reform sürecinde de Aylık Bağlama Oranlarının (ABO) düşürülmesi ve özellikle 2008 reformuyla birlikte emekli maaşı hesaplamasında millî gelir artışının yalnızca yüzde 30’unun dikkate alınması, maaşlarda ciddi bir erimeyi beraberinde getirdi.
En düşük maaş alanların sayısı katlandı
2019 yılında en düşük emekli maaşı kapsamında yaklaşık 800 bin kişi bulunduğunu hatırlatan Karakaş, 2026 yılı itibarıyla bu sayının 4,9 milyona yükseldiğini açıkladı. Bu artış, sistemde taban maaşa sıkışan emekli sayısının hızla büyüdüğünü ortaya koyuyor.
“Prim günü fark etmiyor, maaş aynı”
Karakaş’ın en dikkat çeken tespiti ise prim günü ve statü farkının maaşa yeterince yansımaması oldu.
“Bugün gelinen noktada, asgari ücret üzerinden 3.600 gün prim ödeyen bir SSK’lı ile 9.000 gün prim ödeyen bir Bağ-Kur’lu aynı taban maaşı (20.000 TL) alıyor” ifadelerini kullanan Karakaş, bunun sistemde adalet tartışmasını derinleştirdiğini savundu.
Kayıt dışı istihdam uyarısı
Maaşlardaki bu yapının çalışma isteğini azaltabileceğini belirten Karakaş, kayıt dışı istihdam riskinin artabileceği ve “nimet-külfet dengesinin” bozulabileceği uyarısında bulundu.
Çözüm: Köklü reform ve prim odaklı sistem
Karakaş, çözümün geçici eşitlemeler ve seyyanen zamlar değil, köklü bir reform ve sosyal adalet ilkesi olduğunu ifade etti.
“Son kez vaat edilen seyyanen zam sözünün ifasından sonra, külfet-nimet dengesi gözetilmeden artık seyyanen zamlar ve geçici eşitlemelerden vazgeçilmelidir” diyen Karakaş, prim günü odaklı bir emeklilik sisteminin kurulması gerektiğini savundu.
Ayrıca emekli maaşı hesaplamalarında millî gelir artışlarının tam oranlı biçimde maaşlara yansıtılması gerektiğini belirtti.

