Kahve içme adabı - Kahvenin 40 yıl hatırı vardır sözü!

Türk kahvesinin içme adabı!

Türk kahvesi güzel sohbetlerin en güzel şahidi, yorgunluğun ilacı, keyifli bir tutkudur. Ama bol köpüklü pişirmek için bazı püf noktalarını bilmek gerekir. Kahveyi yapacağınız kişinin kahvesini sade, orta ve şekerli mi tercih ettiği özellikle sorulmalıdır.

Kahveyi bakırdan bir cezvede pişirmeniz kahvenizin lezzetini katlayacaktır. Alüminyum cezvede yapılmış kahve çabuk pişeceğinden lezzeti de ağır ateşte pişen kahve ile bir olmaz. Kahvenin suyu soğuk olmalı. Suyunun içine kaç kişilik kahve yapacaksanız çay kaşığı ile her fincana iki kaşık olacak şekilde kahve eklenir. Şekerini de az, orta ya da çok şekerli olarak göz kararı ayarlayabilirsiniz. Ateşi en kısıkta olmalı. Ortalama 15 dakikalık bir süre ateş üzerinde kalmalı. Köpürmeye başladığında ateşin üstünden alın; fincanlara köpüğü paylaştırın ve sonrasında tekrar ateşe koyun, tekrar kabardığında fincanlara paylaştırın.

Türk kahvesi içmek belli bir ritüele (adet haline gelen şey) sahiptir. Kahvenin yanındaki su da bu ritüelin adabındandır. Türk kahvesini içmeden önce ağzımızın temiz olduğundan emin olmak için bir yudum su alınır. Bu yüzden ilk su yudumundan sonra kahveden de minik bir yudum alınır. Türk kahvesi hem lezzeti hem de sohbetiyle çok özel bir içecektir.

Kahvede ilk yudum; tanışma, ikinci yudum; alışma, üçüncü yudum; anlaşma olarak da bilinmektedir. Kahve içerken sohbet etmek uygun olur. Kahvenin en güzel eşi sohbettir ve sizi de karşınızdaki kişiyi de mutlu eder.

Kahve keyifle ağır ağır yudumlanır ve her yudum ağızda bir kaç saniye bekletilerek yutulur. Türk kahvesini tamamen bitirip üzerine hemen su içilirse bu durum hoş karşılanmayan bir hareket olur. Bu hareket kahvenin iyi olmadığına ve boğazınızın temizlemesi gerektiğine işaret anlamına gelir. Adaba göre ağızda kalan son tat kahvenin tadı olmalıdır.

Kahvenin 40 yıl hatırı vardır sözü nereden geliyor?

İnsanlar yorgun olduğunda kendilerini dinlendirmek ister ve bunun çaresi de bir fincan kahvedir. Kahve insanı hafifletir ve kendine gelmesini sağlar. Pek çok şeyi de unutturduğu bilinir bunun için de günün yorgunluğunu üzerinizden alır. Kahve, insanı dinlendirirken aynı zamanda derin sohbetlere kadar da sürükler. Kahve ile yapılan sohbetler öyle derinleşir ki dostluk bağları da giderek kuvvetlenir. Kahveyi her insanla içemezsiniz ve içmemeniz de gerekir. Çünkü kahve içinizi ısıtırken sohbetin de ruhunuzu ısıtması gerekir. Kahvenizi yudumladığınızda aslında kahvenin bahane muhabbetin de şahane olduğunu bilirsiniz. Bu konuda atalarımızın da bir sözü vardır. “Gönül ne kahve ister ne kahvehane, Gönül muhabbet ister kahve bahane...” Kahve bizim hayatımızda bu kadar önemliyken peki kahvenin hatırının nereden geldiğini hiç merak ettik mi?

***

Hikaye Üsküdarlı Bilge Yusuf ile Rum balıkçı Stelyo'ya dayanıyor. 1895 yılında Eminönü Yemiş İskelesi civarında bulunan balıkçı kahvesine giren Osmanlı zabiti "Bre Yusuf, herkese benden okkalı bir kahve, ama şurada oturan Rum Palikaryası'na yok. Ona kahvem de akçem de haramdır" der.

Bilge Yusuf kahveleri ikram eder. Bir kahve de Palikarya Stelyo'nun önüne koyar. Zabıt adeta kükrer: "Ben ona haramdır demedim mi?" Yusuf Bilge istifini hiç bozmaz: "Komutan, o kahve benden. Ona da helaldir" der.

Stelyo minnetle bakar Yusuf'a. Yıllar geçer. 1905 tarihinde Samos Adası'nda Rum İsyanı başlar. Damat Ferit Paşa adaya asker çıkarır. Bilge Yusuf da askerdir ve adaya çıkanlar arasındadır. Ancak ilk çatışmada esir düşer. İki yıl yatar Samos zindanlarında. İki yılsonunda Rum çeteciler esir pazarında satışa çıkarır Yusuf'u. Mezatta 5 para, 7 para sesleri arasından bir ses yükselir.  "O Türk'e 5 kuruş. Hemen alıyorum!" Sessizlik hakim olur. Rum alır Yusuf'u, arabasıyla köyün dışına çıkarır. Denize yakın bir yerde at arabasını durdurur. Döner Yusuf'a: "Serbestsin Bilge Yusuf" der. Yusuf inanamaz duruma, Rum'un ellerine kapanır. "Beyim, kimsin necisin, beni neden özgür bıraktın" der.

Rum uzun uzun anlatır. 12 yıl öncesine, Yemiş iskelesine döner. Detaylarıyla o günü anlatır. "İşte ben, bir fincan kahveyi helal ettiğin balıkçı Stelyo" der. Yusuf kaçak yoldan İstanbul'a varır. Bu dostluk 35 yıl devam eder. Her yıl birbirlerini ziyaret ederler. Her ziyarette mutlaka bir fincan kahve vardır. Çocuklarına, torunlarına anlatırlar hikayelerini. Ve işte bu dostluk bir deyişi doğurmuştur: Bir kahvenin 40 yıllık hatırı vardır!

***

Kahvenin ilk vatanı olarak Yemen bilinir. Hatta halk arasında kahve geciktiği zaman “kahveler Yemen’den mi geliyor?” şeklinde yaygınlaşmış bir darbı mesel vardır. Fakat ilk kahve Yemen’e, Habeşistan’dan gelmiştir. Adının nereden geldiği hakkında da çeşitli rivayetler vardır. Kahve kelime olarak Arapça "kahva"dan geliyor. Akla en yakın olan seçenek ise Habeşistan’da kahve yetişen bölge olan “Kaffa’nın” adından esinlenilmiş olmasıdır. Kahve, rayiha; yani koku anlamına gelmektedir. Hoşçakalın.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...



Bu sayfa da yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan https://www.duzcetv.com sorumlu tutulamaz.