Hayatta bazı mutluluklar vardır ki, çoğumuz onları fark etmeden yaşarız. Sabah kalkıp ayakkabımızı giyer, dışarı çıkarız. Bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu ise çoğu zaman düşünmeyiz. Çünkü elimizin altındaki birçok şey gibi bunu da sıradan kabul ederiz.
Düzce'de yaşayan 51 yaşındaki Melek Kandil'in hikâyesi ise bize en sıradan görünen şeylerin bile bir insanın hayatındaki en büyük hayale dönüşebileceğini gösteriyor.
Doğuştan çarpık ayak rahatsızlığı nedeniyle ömrü boyunca hiç ayakkabı giyemeyen bir kadın... Çocukluğunda akran zorbalığına maruz kalan, toplumun acımasız sözleriyle büyüyen, yıllarca "ameliyat olamaz" denilen bir insan... Ve sonunda sadece diz ağrısı şikâyetiyle gittiği hastanede yeniden umut bulan bir hayat.
Aslında bu hikâye yalnızca başarılı bir ameliyatın hikâyesi değil.
Bu hikâye, umudun hiçbir zaman tamamen kaybolmaması gerektiğini anlatıyor.
Melek Kandil, ayağından umudunu yıllar önce kesmişti. Hastaneye giderken amacı ayağını düzeltmek değildi. Dizindeki ağrının nedenini öğrenmekti. Ancak iyi bir hekim, sadece hastanın söylediği şikâyeti dinlemez; sorunun kaynağını araştırır. Op. Dr. Celal Armağan'ın yaptığı da tam olarak buydu.
Riskli olduğu söylenen bir ameliyat... İki aşamalı zorlu bir süreç... Sonunda ise 51 yıl sonra ilk kez giyilen bir çift ayakkabı.
Belki bir başkası için sıradan bir ayakkabı, Melek Hanım için yeni bir hayatın kapısını açtı.
Bu hikâyenin bir başka yönü de toplum olarak üzerinde düşünmemiz gereken bir gerçeği hatırlatıyor: Akran zorbalığı ve dışlayıcı dilin bıraktığı izler.
Çocuklukta söylenen "topalsın", "çolaksın" gibi kırıcı sözler, bazen yıllarca silinmeyen yaralara dönüşebiliyor. Fiziksel engeller kadar, insanların bakışları ve sözleri de insanın hayatını zorlaştırabiliyor. Oysa empati kurabilen bir toplum, engelleri büyütmez; aksine onları birlikte aşmaya çalışır.
Bu başarı hikâyesi aynı zamanda sağlık çalışanlarının fedakârlığını da gözler önüne seriyor. Tıp, sadece hastalıkları tedavi etmek değildir; bazen insanların yıllardır kaybettiği umudu geri vermektir. Bir hekimin bilgi ve cesareti, bir insanın hayatını tamamen değiştirebilir.
Bugün Melek Kandil'in anlattığı "İlk kez ayakkabı giydim, dünyalar benim oldu" cümlesi, aslında hepimize önemli bir ders veriyor.
Mutluluk bazen büyük servetlerde ya da lüks hayatlarda değil; ilk kez rahat yürüyebilmekte, dışarı çıkabilmekte, yağmurda ıslanmaktan korkmadan yürüyebilmekte saklıdır.
Belki de bu hikâyenin en güçlü mesajı şudur:
Hayatta hiçbir umut tamamen tükenmez. Doğru zamanda uzanan bir el, doğru teşhis ve doğru cesaret, bir insanın sadece ayağını değil, hayatını da değiştirebilir. Bazen bir çift ayakkabı, yıllarca süren mücadelenin en güzel ödülü olabilir.



